GUNAYASLAN.COM
goP.I.P. Webdesign auf Usedom
Ana Sayfa arrow Tüm Yazilar arrow Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Sunday, 05 September 2010
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz

Bugün 28 Temmuz 2010. Bundan 67 yıl önce; 28 Temmuz 1943 tarihinde, Van ili Özalp ilçesinde Türk ordusu 33 yoksul Kürt köylüsünü kurşuna dizdi.


O gün, sabahın ilk saatlerinde kurşuna dizilen yalnızca 33 Kürt köylüsü değildi. 33 candı, 33 umut, 33 sevda, 33 özlem; 33 insan.


O gün, ‘ölüm buyruğunu uyguladılar/ mavi dağ dumanını/ ve uyur-uyanık seher yelini/ kanlara buladılar.‘


Köylülerin haklarında verilmiş herhangi bir mahkeme kararı yoktu.


Hiçbirinin herhangi bir suçu da yoktu.


‘Canım alırlar ecelsiz/ sığdıramam kitaplara/ şifre buyurmuş bir paşa/ vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız.’


33 Kürt köylüsünün sorgusuz- yargısız kurşuna dizilmesinin tek nedeni Türk devletinin Kürt halkına duyduğu ırkçı nefretti.


Devlet, bu nedenle bu tür toplu cinayetleri sistematik olarak işlemekteydi. Kürdistan bu yüzden Cumhuriyet dönemiyle birlikte ‘toplu mezarlar ülkesi’ haline gelmişti.


Gözü dönmüş ırkçı nefretin yönlendirdiği 33 Kurşun katliamının emrini 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı vermişti.


Muğlalı, Ermenileri, Asuri Süryanileri ve Rumları katletmiş Teşkilat-ı Mahsusa adındaki cinayet şebekesinin üyesiydi.

Ona mahkemede yoksul Kürt köylülerini suçsuz yere neden öldürttüğü sorusu yöneltildi.

Muğlalı bu soruya, ‘Kürtlere normal ölçüler içinde davranmak mümkün değildir‘ karşılığını verdi!

General Kürtlerden nefret ediyordu.

Gönderdiği ölüm fermanı bu nefretin bir sonucuydu. Fermanın gereği 28 Temmuz sabahı, Türkiye-İran sınırındaki Sefo Deresi‘nde yerine getirildi.

Turna sürüsü değil bu / gökte yıldız burcu değil/ otuzüç kurşunlu yürek/ otuzüç kan pınarı/ akmaz/ göl olmuş bu dağda…‘

Kurşuna dizilenler arasında bir ayağı çukurda yaşlılar, bıyıkları yeni terlemiş delikanlılar, evliler, nişanlılar vardı. Babayı evladıyla, abiyi kardeşiyle, damadı kayınpederiyle birbirine bağlayıp kurşunladılar.


Köylüleri önce kurşuna dizdiler, sonra da soydular.


Koynumuzu usul- usul yoklayıp/ aradılar/ didik- didik ettiler/ Kirmanşah dokuması al kuşağımı/ tespihimi, tabakamı alıp gittiler/ hepsi de armağındı Acemelinden...’


Köylüleri kurşuna dizen birlik Karargah’a ‘dağ başını duman almış’ marşını okuyarak geri döndü.


Ne de olsa ‘milli görev’ ifa edilmiş, Kürt köylüleri ‘kamilen’ imha edilmişti.


‘Kirvem hallarımı aynı böyle yaz/ rivayet sanılır belki/ gül memeler değil/ domdom kurşunu/ paramparça ağzımdaki.’


Elbette olayın üzerine gidilmedi.


Aksine katliam örtbas edilmek istendi. Bu amaçla yalan beyanlar alınıp sahte belgeler düzenlendi.


Ancak, Demokrat Parti’de örgütlenen kimi Kürt şahsiyetleri ile Musa Anter gibi yurtsever aydınların çabası sonucu katliam gündemden düşmedi.


Aradan 6 yıl geçtikten sonra da; 9 Eylül 1949 tarihinde Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde Muğlalı dava edildi. . Kürt tarafının avukatı DP Milletvekili Osman Şevki Çiçekdağ’dı.


Muğlalı’nın avukatıysa Teşkilat-ı Mahsusa’nın bir başka üyesi CHP Milletvekili Cahit Oral’dı.


Muğlalı mahkemede suçunu itiraf etti. Kendisine verilen emri yerine getirdiğini söyledi. Ona emri Cumhurbaşkanı İsmet İnönü vermişti. İnönü de Muğlalı ve Oral gibi ‘teşkilat’ üyesiydi.


Üçlü Kürtlere karşı kin ve nefret içindeydi.


Fakat mahkeme İnönü’yle ilgilenmedi. Muğlalı’yı önce idama, sonra da 20 yıl hapse mahkum etti. Katil general karardan kısa bir süre sonra cezaevinde hayatını kaybetti.


Dosya bu şekilde kapandı ancak, Türk devleti ırkçı nefretini devam ettirdi.


Devam ettiği içindir ki aradan 40 yıl geçtikten sonra Muğlalı yeniden gündeme geldi.


1992 yılında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Hürriyet’in başındaki Ertuğrul Özkök’e, ‚ordumuz Muğlalı sendromundan kurtarılmalıdır‘ dedi.


Devlet Muğlalı’nın ruhunu hortlatmak için ‚teşkilatın‘ has adamı Özkök‘ü seçmişti!


Ertuğrul Özkök, Demirel‘e açık destek verdi. ‚Ordumuzun eli çözülmelidir‘ dedi.


Bu açıkça ‚ ordumuz Kürtleri sorgusuz sualsiz öldürebilmelidir‘ demekti. Nitekim ‚topyekün savaş‘ sürecinde bunun da gerekleri yerine getirildi.


Türk ordusu bu kez 17 bin Kürd‘ü ‚yargısız infaz‘ etti. Özkök‘ün başında olduğu


Hürriyet Gazetesi bu süreçte ‚özel misyon’ üstlendi. Hürriyet- Özkök ikilisi infazlara tam destek verdi.


Tabii, devlet Muğlalı‘nın ruhunu diriltmekle yetinmedi; heykelini de dikti. Ardından katil generalin ismini köylüleri kurşuna dizen tabura verdi!


6 Mayıs 2004 tarihinde Özalp Jandarma Sınır Taburu’nun ismi Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası olarak değiştirildi.


Kürt halkı haklı olarak bu karara tepki gösterdi.


Kurşuna dizilen köylülerin yakınları kararın iptali için Ankara’da dava açtılar ancak, talepleri reddedildi. Dava şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülüyor.


Geçen yıl Van ili Özalp ilçesinin belediye meclisi Muğlalı Kışlası’nın tam karşısına 33 Kurşun Parkı yapılması için bir karar aldı.


BDP’li Belediye Başkanı Murat Durmaz parkın içine bir de 33 Kurşun Anıtı dikeceklerini açıkladı.


Belediye halkın duygusuna tercüman olmuş, yapılan saygısızlığa karşı onurlu bir tutum almıştı.

Fakat devreye yine Ertuğrul Özkök girdi.

Özkök, 4 Temmuz 2009 günü köşesinden belediye başkanı Durmaz’a ‘açık mektup’ gönderdi. Başkana ‘şov yapma, suyu bulandırma’ dedi. Aba altından sopa göstererek tehdit de etti.

Durmaz, ona gereken cevabı verdi ancak Özkök‘ün ırkçı tepkisi etkisini gösterdi. Kaymakamlık belediyenin kararına onay vermedi. 33 Kurşun Anıtı -şimdilik- dikilemedi.

28 Temmuz 1943 sabahı kurşulanan, soyulan ve kurda kuşa yem edilen Kürt köylülerinin bugün bir mezarları bile yok. Kurşuna dizildikleri dere hala ‚yasak saha‘ kapsamında.

Yakınlarının oraya gitmelerine ve bir dua etmelerine bile izin verilmiyor! Yara kanamaya, derelerimiz kan ağlamaya devam ediyor.

Türk devletinin Kürt sorununun çözümü yolunda herşeyden önce kanlı ve kirli geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyor. Ne ki bunu yapmıyor. Muğlalı örneğinde olduğu gibi yaraya tuz basıyor.

Kürdistan’ı ‚toplu mezarlar ülkesine‘ çeviren Türk devleti, yaralarımızın sarılmaması ve yaslı tarihimizin unutulmaması için elinden ne geliyorsa onu yapıyor.

Bu durumda bize acılarımıza sahip çıkmaktan ve onların hesabını sormaktan başka bir yol kalmıyor.

Kendimize olan saygımızı yitirmek ve kuru-köksüz bir ağaca dönüşmek istemiyorsak eğer, 33 Kurşun katliamı başta olmak üzere Türk devletinin işlediği bütün ,insanlık suçlarının‘ hesabını sormamız gerekiyor...

*

İnegöl, Dörtyol ve Erzurum’daki linç girişimleri anayasa oylaması sürecinde Kürtlere karşı ciddi saldırı planlarının yapıldığını gösteriyor.

Anayasa oylaması sürecinde dinci gericilik ‘evet’, ırkçı gericilikse ‘hayır’ kampanyası yürütüyor. Kürtlerin bağımsız ‘boykot’ duruşu her iki kesimi ve dolayısıyla sistemi sarsıyor.

Son saldırıları böyle okumak gerekiyor! Türkiye Kürtlerle ya yaşamayı öğrenecek ya da çözülecektir. Onun önünde başka yol görünmemektedir.

Dolayısıyla Kürtlerin paniğe kapılmamaları, dayanışmalarını yükseltmeleri gerekmektedir...

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
sebahat   |188.38.76.xxx |2010-07-27 20:54:22
oyuncular değişiyor ama roller hep aynı. Duyduğum okuduğum şeyler ama tekrar okurken dehşete düştüm.
Yorum yaz
Ad
E-posta:
 
Ba
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >